Gelelim bizim tanışmamıza, sanırım mart nisan ayları, Beşiktaştaki İngilizce kursundan çıkmış, Eyüp'e otobüsle geçmeye çalışıyorum ama trafik kilit, hava bunaltıcı, yağmur ha yağdı ha yağacak...
E. ve B. abla ile Eyüp'te sahabe ziyareti yapacağız. Çekirdek grup toplanmış, Eyyub el Ensari Hz. ve yanında yatan Hacı Beşir Ağa'ya fatiha okuyup Pierre Loti'ye doğru yürüdük sanıyorum. Oraların mimarisi farklı bir hisse bürüyor. O gün içimden geçen cümle de şuydu ' keşke benim de bir tekkem, medresem olaydı, keşke eski devirlerde yaşasaydım'. Sonra Cağfer paşa yönüne doğru yürüyüp, Ebu Derda hz. lerine götürdüler. Orada kalbimize yönelmeyi öğrettiler bize. Sonra aradan bir sokaktan yürümeye başladık .'Eylülde yeni bir yerde hizmet vereceğiz, şu an tadilatı bitmedi içine giremeyiz'. dedi B. abla. O gün geri döndük. Görememiştik, ama benim duam karşılık bulmuştu bile.
Eylül dönemi geldi, yakın bir zaman sonra açılış olacak, tüm tadilat bitmiş ziyarete gidiyoruz. Kapısından itibaren bir tarih, bir ruhaniyet kuşatıyor hemen.
Devasa ahşap kapısı ve kocaman tokmağı ile bile etkilemeye yetmişti. İçerisi ise bambaşkaydı, o kapıdan girdiğim andan itibaren, Hadis ezberi yapanların, ruhları duvarlara sirayet etmiş gibiydi.
Haftasonu bir kahvaltı ile üniversite öğrencilerini ağırlayacaktık ve hazırlık yapmak gerekiyordu. En sevmediğim işlerden biri olan ütü yapmak düştü payıma. O zamanlar acemi dervişim ama hizmet bilincini taşıyorum. Elime 15-20 adet masa örtüsü verilip, ütülenecek dediler. Sedirli odada (bkz. foto 5) terler dökerek ütü yapmaya başladım. Medrese açıldığı günden itibaren bir kedi musallat olmuştu. Ben ütü yaparken o kedi gelip koltuğa bir güzel yayıldı. Baştan korksam da, sonra onunla muhabbet etmeye başladım. Ütü buharından dilim damağım kurumuş halde, nefsimin istemediği bir işle hizmet hayatına başlamış olmaktan manevi bir zevk duymaktaydım. Kediye daha sonra derviş isimini takmıştık.
Sene başı açılışları için sabah namazında medreseye giderdik, kahvaltı için kilolarca yumurta haşlanır, sepet sepet ekmek kesilir, peynirler, yeşillikler tabaklara tek tek dizilirdi. Hele o ütülenen masa örtülerinin üzerine tabaklar, çay bardakları öyle intizamlı dizilirdi ki, masanın bir ucundan bakınca öbür ucuna kadar dümdüz dururdu. (daha sonra öğrenecektim ki bu kültür Rahmetli Musa Efendimizin kültürü imiş.) Masalarda muhakkak bir dal canlı çiçek, genelde gül yahut hüsnü yusuf olurdu. Her görevden bir kişi sorumlu olurdu. Maksat gelen misafirleri en iyi şekilde ağırlamak ve memnun etmekti. Öyle memnun kalmış olacaklar ki; ilk yıl 80 kişi kadar mıydık 50 mi çok hatırlamıyorum. Ama her geçen yıl kahvaltılarımız birer gelenek haline gelmişti. Sonunda medeseye sığamaz olmuştuk. Son 2 yıldır da medresenin dışında tanışma toplantısı yapılmaya başlanmıştı.
Neyse ki medrese kahvaltıdan ibaret değildi. İlk yıl her derse düzenli katılır, notlar alır, verilen ödevleri uygulardım. İlk dersin arasında, çorba ve ekmek kıtırı dağıtılırdı. O çorbanın tadını hiç bir yerde bulamamışımdır. Bazı ders aralarında ise, çilehaneye iner bir yandan korkarak, bir yandan da manevi bir işaret bekleyerek zikir çekerdik.
Hüdayi kursundan gelen değerli hocalarımızla çok başka bağımız olmuştu medresemizde. Beraber yapılan kamplar unutulmaz birer hatıra olarak mazide şimdi. A. hocamız bir siyer anlatırdı, biz peygamber sevgisi ile dolardık. Nebiler silsilesi en katılmayı sevdiğim dersti. H. hocamız herşeyi hikmetiyle anlatır, bir ayeti daha ayrıntısıyla öğrenmenin mutluluğunu yaşardık. Fıkıh dersi ise bir o kadar soluksuz ve oldukça ibretli geçerdi. Derslerin yanında özel günler için seminerlerimiz olurdu. Seminere katılacaklara, minik hediyeler hazırlamak, medresemizin yine geleneklerinden biriydi. Kutlu Doğumlarda dantel bir kesede koku, misvak, tarak, hadis kartelası; yahut namaz programında Kurdeleyle bağlanmış seccadeler hediye edilirdi. Ramazan akşamları iftara gelenlere diş kiraları, ramazan şerbetleri ,macunlar ikram edilirdi. Gelen asla eli boş gönderilmezdi.
Bed'i besmele törenlerinde Kuran'a yeni geçen minikleri sevindirirdik, evlenecek arkadaşlarımıza kına geceleri yapar, bahçeyi tüllerle çiçeklerle donatırdık. Doğum günleri kutlar, birlik beraberliğimizi pekiştirirdik. Kermeslerde waffle yapıp satmışlığımız da vardır. Toplanan yardımlarla, muhtaçlara yardım edilirdi.
Bir kandil programında 100 kişilik pilav, 2 büyük leğen salata yaptığımızı hala hatırlıyorum. Havuzun başına açılan upuzun Medine sofraları misali sofralarımızda, iftarı beklerdik.
Bahçede def ile okunan ilahiler, mum ışıkları ve fenerler eşliğinde kılınan uzun kandil namazları ise gecemizi aydınlatırdı. Sabaha doğru Eyüp Sultan'a gider sabah namazını eda eder, sıcacık simitlerimizi alır, sonra yeryüzüne dağılırdık.
Öğrencilik günlerimin en güzel vakitlerini burada geçirdiğim için seviniyorum ama artık iş ve aile gailesinden dolayı gidemediğim için mahzunum.
Bu haftasonu uzun bir aradan sonra gidince, eski bir dosta kavuşmuş kadar mutlu oldum. Sedirli oda yine tüllerle süslenmiş, Sakal-ı şerif ziyaretine hazırlanmıştı. Ziyaretimizi yapıp çıkmak zorundaydık. Özlem doluydum, bir nebze de olsa hasret gidermiştik. Darısı başka görüşmelere... Selametle...





Besir aga medresesine ilk gittigim gunu hatirladim da.bende ayni duayi etmistim .hala ediyorum.
YanıtlaSil