6 Nisan 2017 Perşembe

MOR BOYAKALEMİ KİMDİR?

  Güzide vatanımızın en batısında, Edirne'de doğmuş bir abd-i acizdir kendileri.  Dedeleri önce Makedonya, sonra  Yunanistan ve Burgaristan'dan göçüp Edirne'nin Kırcasalih kasabasına yerleşmişler. Bu kasabada memur bir babanın ' Erkek adamın erkek evladı olur' söylemi ile imtihan olması sebebiyle 3 kız evladının 2. si olarak dünyaya gözlerini açmıştır. 2. yani ortancadır. Ortanca olmakla arası pek iyi değildir. Ne büyüktür ne küçüktür çünkü. Çocukluk döneminin travmasıdır ortanca olmak. 
  Aceleci bir yapısı vardır. Doğumuna ilçeye yetiştirilememiş ve kasabanın sağlık ocağında doğmuştur. Herşeye hemen ulaşmak, hemen yapmak istemeleri yüzünden oldukça sıkıntı yaşamaktadır. Hayattaki imtihanları da aceleciliğine inat 'SABIR' dan yana olmuştur.
  İlkokul 1. sınıfa kadar geniş bir ailede yaşamıştır.  Toprakla olan bağı bu süreçte çok fazladır. 1.sınıftan 4. sınıfa kadar kasabada memur ailelerin oturduğu 'Lojmanlar' diyebilinen devasa bahçeli evlerde çocukluğunun en eğlenceli vakitlerini geçirmiştir.
  Bu bahçede akşam ezanında eve girmek zorunluluğu varsa da annelerle birlikte gecenin ilerleyen saatlerine kadar bahçe de oturulabilir. Bahçe sınırları içinde bisiklet yarışları, saklambaçlar oynanır. Yaşça büyük olanlar tarafından cin ve peri masallarıyla korkutulurdu. 
  4. sınıfta babasının işi dolayısıyla Tekirdağ'a göçtüler. Şehir hayatına yani. Tüm güzel çocukluk günleri geride bırakılıp deniz kıyısında bir apartman dairesine taşındılar. Sokakta oynamak gibi bir kavram hayatlarından çıkmıştı. Sadece bisiklet sürmek için sahile giderlerdi. Bir seferinde bisikletini kıyıya yanaştırıp kayalara oturmaya çalışırken denize düşmüştü. Denizle ilişkisi bu sebeple mesafeliydi.
  İlkokul öğretmeni çok idealistti. adeta bir yarış atı gibi tüm öğrencilerini sınavlara hazırlıyordu. İçlerinde yatan hırs duygularını delicesine kamçılıyordu. Allah selamet versin. Üniversite sonuçları belli olduğunda ilkokul öğretmenini arayıp eczacılık fakültesi kazandığını söylediğinde ' bir sene daha hazırlan tıp kazan tıp kazan' dediğini hala hatırlıyor.
  Ortaokul yılları babasının Kırşehir'e sürgün yemesi sebebiyle;  Tekirdağ'da baba kontrolünden uzak, adeta kontrolsüzce geçmişti. O yıllarda başlayan Rock Müzik sevgisi ilerde başına büyük dertler açacaktı. Annesi geç saatlere kadar çalışıyordu. O yıllarını yemek yapmayı öğrenerek ve ders çalışarak geçirdi. Bir de küçük kardeşiyle çok kavga ederlerdi; çünkü kardeşi hala kendisini onunla eşit görüyordu. Ama unuttuğu birşey vardı;  ablası ergen bir bireydi ve o dönemde cüsse olarak dahi ondan daha büyüktü. Küçük kardeşin bunu kabullenmesi 10 yıl sürdü.:)) 
  Ve liseyi beklenemdik bir şekilde, birilerine göre yüksek başarı ile, Tekirdağ Fen Lisesi'nde geçirdi. Ömrünün en zıpır, en şımarık, en eğlenceli, bir yanıyla en hüsranla sonuçlanan yıllarıydı. Kendi gibi arkadaşlar bulup,  hepsi farklı renk saçlarla okulun dikkatini çekerlerdi. Bilhassa yöneticilerden çokça uyarı alırlardı. Lise 1 de platonik  tutulduğu bir çocuk yüzünden 3 yılını melankolik ve siyah olarak geçirmiştir. Çocuk ondan 1 yıl önce mezun oldu  neyse ki. 10. sınıfta 'SINAV' filmini izledikten sonra uzun bir süre etkisinde kaldı. Son yılını da öss hengamesinde geçirdi ama kendiyle başbaşa kaldıkça hayatı, sınavı, sistemi sorgulaması hep sürdü. Sadece İstanbul hayalleri vardı ve ona kavuşmak için bu sınava katlanmak zorundaydı.

   Bir başarısızlık olarak nitelendirilen İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesini kazandı. Sonunda hayal ettiği şehirde, hayallerini gerçekleştirecekti. Bilmediği ise hayatın ona süprizleriydi. 
  İlk olarak Hayko cepkin konserinde pogo yaptı. Sonra Sagopa konserinde diss attı. 2010 yılında, haziran sıcağında rockçı botlarını giyip İnönü Stadına Sonisphere Festival'e katıldı. Metallica'yı canlı izleyebilecekti. Merdivenlerden inerken  önünü sarhoş bir rocker'ın kesmesi canını çokça sıkmış olacak ki rock kariyerini bu konserle noktalamaya karar verdi.
  Fakülte 2. ilahiyat gibiydi sınıfta kızlar erkekler birbirinden farklı yerlerde otururdu. Birbirleriyle konuşmamaya dikkat ederlerdi. Başörtülü arkadaşlarının derse şapkayla girmeleri, verdikleri mücadeleyi takdir ederdi. 2010 yılının  ilkbaharında İsrail'in Mavi Marmara'yı vurması ile okulca toplanıp Taksim'e eylem yapmaya gittiler. Her kesimden  sivil toplum kuruluşu bayrağını alıp gelmişti. Hüngür Hüngür ağlamıştı o gün. Uzun süre etkisi altında kaldı o günün.
Ablasıyla beraber kalıyorlardı. Ablası evlendiği için Fatih'te bir öğrenci evine çıktı. Fatih semti onun için öyle çok anlam ifade ediyordu ki. ( belki bir yazısında sadece Fatih'i anlatabilirdi.) Bu süre içinde bazı sitelerde bilimsel ve edebi yazılar yazmıştı.  Yazı yazmak ve kitap okumak onun için ekmek, su gibi bir ihtiyaçtır. Akabinde yaşadığı büyük imtihanlar sonucu bir karar vermişti. Nur suresi  31.ayeti hayatına geçirecekti ve bu hayatı bahşedene bir adım daha atacaktı.
  O evde hiç tahmin etmediği dostluklar peyda oldu. Ordan bir arkadaşı onu Sultantepe'ye davet etti. Gördüğü manzara karşısında çok etkilenmişti. Öyle bir haldeydi ki her gördüğü şey,  kendisinin, ne kadar eksik olduğunu ve öğrenmesi gereken ne çok şey olduğunu hatırlatıyordu. 2012 yılında  Ümraniyede bir İslami ilimler kursuna gitmesiyle hayatı tamamen değişecekti. 
  Artık bir yolu ve yol göstericisi vardı. Bu güzellikle beraber gelen imtihanlar da bir o kadar zorluydu. Ailesiyle imtihanı çok çetin oldu. Sevdiği adama kavuşması bu sürece denk gelir. Tam 3 yıl sürdü. Sabır imtihanı hiç bitmiyordu. Aceleciydi ya yine imtihan olup çıkmıştı karşısına.
  Okulunu bitirip  Üsküdar Semtinin sakin bir köşesinde Tarihi bir hastanede çalışmaya başladı. Validei Atik gibi bir mahallede oturmanın şanslılığını hissetmektedir. Bu şirin semtteki minnak evini döşemekten çok zevk almaktadır. Tamamen kendi ruh halini yansıtan  cıvıl cıvıl, renkli bir o kadar da bohem ve sıradışı olmayı başarmaya çalışmaktadır evinde.   Yakın zaman sonra buraları terketmenin hüznü içerisindedir. 
  Bu blogu açmasının amacı; monotonlaşmış gündelik hayatına birazcık hareket katmaktır. İnisiyatik yolculuğuna sizleri de  şahit tutmaktır.  
Hayat felsefesi yolda olmaktır. Yol öğretmendir onun için. Ülkemizin 1/3 ünü gezmiş olup hayali geri kalan 2/3ünü gezmek, Bosnayı, Kudüs'ü, Kahire, İskenderiye'yi, Fas'ı, Tunus'u Kosova'yı Endülüs'ü görmek, kara kıtaya bir sivil toplum kuruluşu ile gitmektir.
   Tüm bunları yaşarken Acele olan bir ölümle karşılaşmayı beklemektedir.

1 yorum:

  1. Sevgili mor boyali kalem.maceranin devamina şahit olabilmek beni heyecanlandiriyor.merakla bekliyorum

    YanıtlaSil

İÇİMDEKİ HOŞÇAKAL ÜLKESİ

17 nisan sabahına, yani yeni bir ülkeye gözlerimi açmış bulunmaktayım. An itibari ile benim açımdan değişen pek bir şey yok. Yine aynı ru...